Yükleniyor

İnsana Yaraşır İş, Güvenli İştir


Bu makale 2017-05-04 19:42:18 eklenmiş ve 285 kez görüntülenmiştir.
Mahmut TEBERİK - İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı

Yapılan tüm çalışmalara, alınan onca önleme rağmen dünyada ve ülkemizde iş kazaları ve meslek hastalıkları can almaya, sakat bırakmaya devam etmektedir.

Çalışan işçi sayısına göre ölüm oranı, ülkelerin gelişmişlik derecesi ile ters orantılı biçimde değişmektedir. Örneğin;

Pakistan’ da bir fabrika işçisinin Fransız işçiye göre ölme olasılığı 8 kat,

Kenya’da taşımacılık sektörü işçisinin, Danimarka’lı işçiye göre 10 kat,

Guatemala’da bir inşaat işçisinin, İsviçre’li işçiye göre 6 kat daha fazladır.

En fazla etkilenen kişiler; kadınlar, çocuklar ve kaçak işçilerdir. Hastalanan, ölen kişilerin çoğunluğu, KOBİ lerde çalışmaktadır. Gerçek sayıların daha da yüksek olduğuna işaret edilmektedir.

1982 Anayasa’sında; “Türkiye Cumhuriyeti’nin bir sosyal hukuk devleti olduğu, herkesin sağlıklı bir çevrede yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu, devletin herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak zorunda olduğu” hükümlerine göre İSG hakkı ülkemizde anayasal güvenceye kavuşturulmuş olmasına rağmen, meydana gelen iş kazalarının sayısına bakıldığında bu hakkın korunabildiği söylenemez.

İSG Kanununa göre iş kazası; “işyerinde/işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hale getiren olay” olarak tanımlanmaktadır.

SSK istatistiklerine göre, 2014 yılında 221.366 iş kazası olmuş, bu kazalarda 1.626 çalışanımız yaşamını yitirmiştir.

BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Madde 23: “Herkesin, kendi özgür seçimiyle belirlediği bir işyerinde, adil ve elverişli çalışma koşullarında çalışma hakkı vardır.

1975, BM Uluslarası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi Madde 7:  “Bu sözleşmenin taraf devletleri, herkesin adil ve elverişli çalışma koşullarında, özellikle…güvenli ve sağlıklı ortamlarda çalışma hakkını tanırlar”.

İş sağlığı ve güvenliğinin Amacı: “Sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamı sağlamak, çalışanları sağlık ve güvenlik risklerine karşı korumak, üretimin devamlılığını sağlamak ve verimi artırmak” şeklinde,

Temel İlkesi ise: “Hiç kimse zarar görmemeli, mal ve eşya hasara uğramamalıdır” şeklinde özetlenebilir.

Görüldüğü gibi, BM’ in 70, ILO’nun 100 yıllık mücadelesine rağmen iş kazaları ve meslek hastalıklarına ne yazık ki kalıcı bir çözüm üretilememiş, İSG nin temel amacı ve ilkesi yaşama geçirilememiştir. Bunun en yalın ispatı ILO Genel Direktörü Juan Somavia’nın 1999 daki sözleridir:

“Bugün ILO’nun temel amacı, kadınların ve erkeklerin, özgürlük, hakkaniyet, güvenlik içinde ve insan onuruna yakışır işlerde çalışma fırsatlarını yaygınlaştırmaktır”.

“İnsana yaraşır (yakışır) iş” kavramı böyle ortaya çıkmıştır.

İnsana yaraşır iş; verimli, üretken çalışma ve kişisel gelişim olanaklarının daha fazla olduğu, sosyal bütünleşmenin daha iyi sağlanabildiği, çalışanların düşüncelerini ifade ederek gelişime daha fazla katılım sağlayabildiği çalışma ortamını; her şeyden önemlisi, çalışanın sağlığı ve güvenliği için risk oluşturmayan işi tanımlayan bir kavramdır.

Ekonomik ve sosyal ilerlemenin temelinde insana yaraşır iş kavramı olmalıdır.

2017 yılında dönüp ülkemize ve dünyaya baktığımızda bu kavramın altının doldurulamadığını görmekteyiz. Juan Somavia’nın dile getirdiği ILO’nun amacı ne yazık ki gerçekleşmemiştir. Kadınlar ve erkekler, yani çalışanlar, yani işçi sınıfı, özgürlük, hakkaniyet, güvenlik içinde ve insan onuruna yakışır işlerde çalışma fırsatlarını bulamamaktadır.

Ve işin kötüsü, 150 yıl geçmiş olmasına rağmen bugün gelinen noktada Kapitalizmin “bırakınız ezsinler, bırakınız geçsinler “altın kuralı işlemekte, yani altta kalanın canı çıkmaktadır.

İnsan, bugünkü üretim ilişkilerinde ötekileştirilmiştir, adeta bir makina olarak görülmektedir. Makinanın yağını suyunu arada bir kontrol edersin çalışır. İnsana bakış da tıpkı böyle oldu. 1.425 TL. lik asgari ücret, 1.000 TL. lik piyasa ücreti ile insanın ‘yağına ve suyuna’ anca yeter.

Psikolojik (ruhsal) tehlikeler, gelişmiş ülkelerin temel sorunları arasındadır.

Esnek üretim, tam zamanında üretim vb. yöntemlerle sık sık değişen iş saatleri ve yerleri, işin bitirilmesinin temel alınması yüzünden dünyada psikolojik sorunlar hızla artmaktadır. Uyuşturucu ve alkol bağımlılığı giderek artan bir sorundur. Söz konusu bağımlılıklar, sosyal sorunların yanı sıra, iş kazalarının artmasına neden olmaktadır.

İşveren ve amirlerle olan ilişkiler, işe gidiş-geliş, sürekli aynı işin yapılması, sürekli dikkat etmenin beklenmesi, yüksek tempo ile çalışma zorunluluğu, vardiyalı çalışma, düşük ücret, ekonomik sıkıntılar, vb. nedenler yüzünden asap ve sindirim bozukluğu, kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, asabiyet, endişe gibi değişik hastalık ve rahatsızlıklar. Bunların sonucunda da çok vahim iş kazaları ve meslek hastalıkları ortaya çıkabilmektedir.

Günümüz teknolojisindeki hızlı değişim, dolayısıyla makinaların hızının ve işlevlerinin artması çok yüksek düzeyde bir dikkat gerektirmektedir. Yukarıdaki koşullarda bu hıza yetişmeye çalışan insanın algılama ve tepki süreci olumsuz etkilenmektedir. Dolayısıyla güvensiz davranışları artmakta ve kazalara yol açmaktadır.

Peki ne yapmalı?

Sorun; ilgili tarafların (devlet-işveren-işçi) eşgüdüm içinde kararlı çalışmalarıyla çözülür.

Devlet; yasal düzenlemeleri ve uyulması için her türlü denetimi yapacak,

İşveren; yasal düzenlemelerin gereğini yapacak, ayrıca teknolojik gelişmeler ışığında her türlü önlemi alacak,

İşçiler ise işverenin aldığı tüm önlemlere uyacaktır.

Özetlersek;

ü  "Risk gördüğüm yerde affetmem" diyen devlet,

ü  "Risk gördüğüm yerde çalışmam" diyebilen işçi,

ü  "Risk gördüğüm yerde çalıştırmam" diyebilen işveren.

gerekmektedir.

 

Mahmut TEBERİK

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Arşiv Arama
- -